Aile Politikaları ve Kadın Çalışma Hayatı: Gerçekten Kim Kazanıyor?

Son yıllarda Türkiye’de aile yapısında gözle görülür bir değişim yaşanıyor. Doğurganlık oranları düşüyor, evlilik oranları azalıyor, boşanmalar artıyor. Tüm bunlar yaşanırken hükümetin aile politikalarına bakıldığında, her fırsatta muhafazakâr değerleri savunduğunu iddia eden bir iktidarın, Batı menşeli politikaları benimsediği görülüyor.

Kadınların iş hayatına katılımını artırmak için her türlü teşvik uygulanırken, ev hanımlığının itibarsızlaştırılması süreci de aynı hızla devam ediyor. Kadının ekonomik bağımsızlığı söylemiyle yola çıkan politikalar, aslında aile kurumunun giderek zayıflamasına neden oluyor. Avrupa Birliği fonlarıyla desteklenen kadın istihdamı projeleri, toplumun en temel taşı olan ailenin çözülmesini hızlandırıyor. Hükümet, ev hanımlığını teşvik eden bir sosyal güvence politikası yerine, kadını iş hayatına yönlendiren projeleri destekleyerek, Batı’nın dayattığı modeli benimsiyor.

Oysa Anadolu kültüründe aile, yalnızca bireylerin bir araya geldiği bir yapı değil; sevgi, fedakârlık ve dayanışma temelinde yükselen bir yaşam biçimidir. Ev hanımlığı ise yalnızca ev işleriyle sınırlı bir uğraş değil, çocuk yetiştirmenin, aile içi huzurun ve sağlıklı bir toplumun temelidir. Ancak bugün, çalışan kadın idealleştirilirken, ev hanımlığı küçümseniyor. Bir kadının annelik yaparak çocuk yetiştirmesi, toplumsal katkı olarak değerlendirilmezken, aynı kadın dışarıda çalışıp bir şirkete hizmet ettiğinde alkışlanıyor. Bu çelişkiyi kim nasıl açıklayacak?

Öte yandan, evlilik kurumu ekonomik ve sosyal sebeplerle giderek göz ardı edilirken, evlenmek isteyen gençlere yönelik herhangi bir ciddi destek mekanizması geliştirilmiyor. Evlilik maliyetleri giderek artarken, devletin sunduğu teşvikler yetersiz kalıyor. Buna karşın, kadını evliliğe değil, bireysel yaşama ve kariyer planlarına yönlendiren politikalar güçlendirilerek uygulanıyor.

Süresiz Nafaka ve 6284 Sayılı Kanun: Evliliği Bitiren Politikalar

Kadın haklarını koruma iddiasıyla çıkarılan 6284 sayılı kanun, her ne kadar iyi niyetle hazırlanmış olsa da uygulamada ciddi sorunlar barındırıyor. Şiddete karşı kadınları korumak adına oluşturulan mekanizmalar, kötüye kullanıma açık hâle gelmiş durumda. Boşanma süreçlerinde erkekler, yalnızca iftiralarla evden uzaklaştırılabiliyor, çocuklarını göremiyor, yıllarca süresiz nafaka ödemeye mahkûm ediliyor. Erkeklerin evlilikten kaçınmasının en büyük sebeplerinden biri, işte tam da bu belirsizliklerdir. Bugün, birçok genç erkek, boşanma sonrası ekonomik esarete mahkûm edilmekten korktuğu için evliliğe mesafeli duruyor. Nafaka reformu acilen gündeme alınmalı, adaletin sağlanması için süresiz nafaka uygulaması sonlandırılmalıdır.

AB Fonları ile Desteklenen Politikalar: Gerçekten Kimin Yararı İçin?

Avrupa Birliği fonları, Türkiye’de kadın istihdamını artırma adı altında, aslında aile yapısını Batı’daki gibi bireyselleştirmeyi hedefleyen projelere yönlendiriliyor. AB’nin kadın-erkek eşitliği adı altında sunduğu fonlar, kadınları çalışma hayatına çekerek aile içi rolleri dönüştürmeyi amaçlıyor. Bu politikalar ise Türkiye’nin demografik dengesini ve geleneksel aile yapısını zayıflatıyor. Muhafazakâr olduğunu iddia eden hükümet ise, bu projelere destek vererek Batı’nın dayattığı sistemin bir parçası hâline geliyor.

Cumhurbaşkanlığı Genelgesi: Aileyi Güçlendirmek mi, Kadını Yalnızlaştırmak mı?

Son olarak, Cumhurbaşkanlığı tarafından yayımlanan "Kadının Güçlenmesi Genelgesi", Resmi Gazete’de yayımlandı. Bu genelge, kadınların toplumsal, ekonomik ve siyasi alanlarda güçlenmesini hedefleyen politikaların uygulanmasını amaçlamaktadır. Ayrıca, kadınların karar alma mekanizmalarına daha aktif katılımını teşvik etmekte ve toplumsal cinsiyet eşitliğinin sağlanmasına yönelik stratejiler içermektedir. Genelge kapsamında, kamu kurum ve kuruluşları ile sivil toplum örgütlerinin iş birliği yapması ve bu alandaki projelerin desteklenmesi öngörülmektedir.

Ancak burada kritik bir soru var: Kadını güçlendirme adı altında aile yapısına zarar veren politikalar mı uygulanacak, yoksa gerçekten aileyi koruyacak ve kadınları destekleyecek adımlar mı atılacak? Kadınların iş hayatında yer alması teşvik edilirken, ev hanımlığının değersizleştirilmesi devam mı edecek? Aileyi güçlendirecek politikalar yerine bireyselleşmeyi artıran Batı menşeli uygulamalara mı devam edilecek?

Gelecek Ne Olacak?

Bugün doğum oranları %1,61’e düşmüş durumda. 20 yıl sonra bu çocuklar büyüdüğünde, fabrikalarda çalışacak, ülkenin ekonomisini ayakta tutacak, askerlik yapacak insan bulunamayacak. Devlet, gençleri evliliğe ve aile kurmaya teşvik etmezse, nüfus yaşlanacak, üretim gücü zayıflayacak ve sosyal güvenlik sistemi çökecektir. Bugün evlenmeyen, çocuk yapmayan bireyler, gelecekte bu ülkenin en büyük demografik krizine sebep olacaklar.

Hükümetin aile politikaları, gerçekten aileyi mi koruyor, yoksa onu geri dönülemez bir şekilde mi zayıflatıyor? Kadının ev dışında çalışmasını teşvik eden politikalarla, ailenin temelleri sarsılmaya devam ederse, muhafazakâr söylemlerin yalnızca bir vitrin olduğu gerçeğiyle yüzleşmek zorunda kalacağız. Güçlü bir aile, güçlü bir toplum demektir. Ancak aileyi gerçekten güçlendirecek adımlar atılmadığı sürece, bugün alınan kararların bedelini gelecek nesiller ödeyecektir.