Geopolitical Futures: Dünyada yeni bloklar mı oluşuyor?

ABD merkezli düşünce kuruluşlarından Geopolitical Futures'da son dönemde küresel arenada yaşanan değişimlerin ve ortaya çıkan yeni blokların değerlendirildiği bir analiz yayınlandı.

Çin, Güney Kore ve Japonya'dan üst düzey yetkililerin önümüzdeki günlerde biraraya gelerek görüşmeler yapacağı bilgisi verilen analizde, bu görüşmelerin ABD'nin Trump yönetimi ile birlikte izlediği yeni küresel politikaların bir sonucu olduğuna dikkat çekildi.

Analizde ayrıca; bu görüşmelerin yeni bir Asya bloğu oluşumuna neden olabileceği ve küresel arenada yeni yapılanmaların hızlanacağı tespitine yer verildi.

İşte Geopolitical Futures'da yayınlanan analiz:

Çin, Güney Kore ve Japonya'dan üst düzey yetkililer yakında Tokyo'da bir araya gelerek güvenlik ve ekonomik faydalarla dolu daha resmi bir ilişki kurmaya çalışacaklar.

Çin ve Japonya arasında gayrı resmi görüşmeler zaten yapılmıştı, bu nedenle iki taraf bir sonraki aşamaya geçmek için prensipte anlaşmaya varmış gibi görünüyor. Uygulamada ise ortaklığın ne anlama geldiği belirsiz.

Japonya, Çin'e tarım ihracatını arttırmak ve Kuzey Kore'yi nükleer programından vazgeçmeye zorlamak istediğini söyledi. Doğal olarak bu son nokta Güney Kore'yi de görüşmelere dahil etti.

Pekin tehlikeli bir jeopolitik konumda. Ortaya çıkmakta olan ABD-Rusya ittifakı, ekonomisinin dramatik bir şekilde zayıfladığı bir dönemde Çin'i izole edilmiş bir konumda bırakıyor.

Ancak görünenin aksine, Rusya ve Çin hiçbir zaman tam anlamıyla aynı hizada olmadı. Zira, Rusya tarih boyunca Çin için bir tehdit olmuş ve aralarında birçok savaş yaşanmıştır. Hatta komünizm ortaklığı bile onları birleştiremedi.

Örnek olarak; Mao döneminde Çin, Kruşçev döneminde komünizme ihanet etmekle suçladığı Rusya'ya karşı açık bir düşmanlık besliyordu.

Jeopolitik olarak Mao, ABD-Rusya yumuşamasının Çin'e karşı ortak bir politikanın önünü açacağından endişe ediyordu. Bu nedenle Henry Kissinger 1970'lerde ilişkileri açmak için Çin'i ziyaret ettiğinde, Rusya-Çin sınırında şiddetli çatışmalar patlak verdi.

Rusya bu saldırının, ABD ile ilişkilerinin Rus çıkarlarını tehdit etmesi halinde neler olabileceği konusunda Çin'e bir uyarı niteliği taşımasını amaçlıyordu. Çin de bunu böyle anladı.

Çin kısa bir süre sonra ABD ile diplomatik ilişkilerini başlattı ve bu, Çin'in küresel bir güç olarak ortaya çıkmasında kritik bir rol oynayacaktı. Mao'nun ölümü sırasında Çin ekonomisi darmadağınık durumdaydı.

Halefi Deng Xiaoping, Çin ekonomisini yeniden dirilten bir dizi reformu hayata geçirdi ve bu reformlarda, önce Çin ürünlerini büyük pazarına sokan, daha sonra da Çin sanayisine büyük yatırımlar yapan ABD'nin payı büyüktü.

Ancak sorun bunun sürdürülebilir bir süreç olmamasıydı.

Çin'in meteorik yükselişine askeri gücündeki orantılı bir artış eşlik etti.Ve Başkan Xi Jinping döneminde Çin'in ABD'ye yönelik söylemi, ekonomi ne kadar kötüye giderse o kadar düşmanca olma eğilimine girdi.

Bu retorik düşmanlık, COVID-19 sonrası ekonomik gerileme ile birleşince, Çin'deki ABD yatırımlarının azalmasına ve bankacılık ve ekonomik açıdan hayati önem taşıyan emlak sektöründe krizleri tetikleyen sermaye kaçışına yol açtı.

Bu arada Çin'in Rusya ile ilişkileri çoğunlukla aynı kaldı. Moskova'yı bir tehdit olarak görmedi ama ekonomik bir kurtarıcı olarak da görmedi.

Diğer yandan, Çin'in Ukrayna savaşındaki tutumu katı bir şekilde tarafsız olarak tanımlanabilir. Çin, işgalden sonra Rusya'nın yanında yer almak yerine Birleşmiş Milletler'de Rusya'nın kınanması için yapılan oylamada çekimser kaldı. Çin Rusya'ya silah da sattı ancak hiçbir zaman asker göndermedi.

Statüko değişiyor

Çin için ABD ve Rusya arasında uzlaşma ihtimali bile bir kabus.

Zira; Rusya ve ABD'den gelecek iki yönlü bir tehdit Çin'i savunulamaz bir pozisyona sokacaktır ve olası uzlaşmanın kapsamı bilinmediği için Çin hızlı hareket etmek zorunda.

İşte tam bu nedenlerle Çin'in bir Asya güvenlik ve ekonomik bloğu oluşturma girişimi başladı.

En iyi senaryoda, Japonya ve Güney Kore Çin üzerinde ılımlı bir etki yaratabilir çünkü ABD'ye meydan okumak her iki ülkeyi de riske atacaktır.

Ayrıca, iki yıldır ABD'li iş dünyası liderleriyle bir araya gelmeyen Çin Başbakanı Li Qiang, ABD'li Senatör Steve Daines başkanlığında Boeing, Qualcomm, Pfizer ve Cargill'in başkanlarından oluşan bir heyetle bir araya geldi.

Trump'ın yakın bir müttefiki olan Daines, Senato Dış İlişkiler Komitesi'nde yer alıyor ve Çin'de geniş çaplı iş yapıyor.

Toplantı, Çin'in ABD gümrük tarifelerine ilişkin korkularından kaynaklanmış olabilir ya da Japonya ve Güney Kore'nin yerel bir anlaşma yapmaktan ziyade ABD ile farklı bir ilişkiye geçme motivasyonuna sahip olduklarının bir işareti olabilir.

Elbette Tokyo'daki toplantıdan hiçbir şey çıkmayabilir. Ancak ABD ile Asyalı müttefikleri arasında gerilim var ve Japonya, ABD'nin askeri harcamalarını arttırma taleplerine direniyor.

Tüm bu gelişmeler yeni bir Asya bloğu oluşma girişimlerinin artık görüşmelere yansıdığını ve küresel arenada yeni yapılanmaların hızlanacağına işaret ediyor.