Sokağa çıkan yurttaşlara sanki eylem yapmak yasakmış, anayasal bir hak değilmişçesine muamele ediliyor. Bu süreçte hukuksuzluklarla da mücadele etmek zorunda kalan halkın pek çok özgürlüğü kısıtlanıyor.
Haber Merkezi
Yurttaşların yasalarla korunan ve güvence altına alınan hakları AKP iktidarında yıllardır ayaklar altında eziliyordu. Adaletsizliğin sınırları çoktan zorladığı ülkemizde yüz binlerin sokağa çıktığı bu günlerde, hukuk tamamen tozlu raflara kaldırıldı.
Günlerdir türlü saçmalıklarla yüzlerce kişi gözaltına alındı.
Gözaltı sürecinden, yargılamaya kadar her yerde kaos hakim.
Toplantı, gösteri ve yürüyüş hakkı, haber alma-verme, bilgi edinme hakkı, seyahat özgürlüğü kısıtlandı.
soL, üç büyük kentimizden yansıyan hukuksuzlukların sadece küçük bir bölümü üzerinden tabloyu özetlemeye çalıştı.
Önce eylemler 'yasak' ilan edildi, internet yavaşlatıldı, metrolar kapatıldı
Operasyonların ardından eylemler başlayınca iktidar ilk iş valilikler eliyle eylemler için "yasak" kararı aldı. Fiilen delinen bu kararla özellikle İstanbul'da pek çok önemli cadde kapatıldı, toplu taşıma kullanımının önüne geçmek üzere metro istasyonları kullanım dışı ilan edildi. Kentlerin önemli meydanlarına çevik kuvvet ekipleri yığıldı.
İstanbul Valiliği'nin açıklamasında ayrıca "İlimiz ilçelerinden veya çevre illerden ilimiz güzergâhını kullanarak bireysel ya da toplu şekilde kanuna aykırı eylemlere katılması muhtemel şahıs, grup ve araçların ilimize girişlerine ya da ilimizden çıkışlarına izin verilemeyecektir" denildi.
Ardından internet kısıtlaması geldi. Bant daraltma uygulandı, sosyal medya platformları erişilmez hale getirilmek istendi. Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu (BTK) ile Ulaştırma Bakanlığı süreç boyunca sessizliğini korudu.
Tüm bu baskı işe yaramadı. Öğle saatlerinde üniversitelerden binlerce öğrenci yürüyüşe geçti. Ardından yüz binlerce kişi hem İstanbul Saraçhane'de hem de ülkenin dört bir yanında meydanları doldurdu.
Yandaş medya devrede
Bu sırada operasyonların detaylarına ilişkin bilgiler her zaman olduğu gibi yandaş medyadan saçıldı. Halk sağlıklı, doğru ve hızlı bir şekilde bilgilendirilmedi.
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı'nın bilgilendirme açıklamalarından önce AKP'li medya kuruluşları hem yanıltma hem de yönlendirme amaçlı haberler paylaştı. "Gizli tanık" olduğu ve söz konusu isimlerin ifadeleri ortaya saçıldı.
Polis saldırıları
AKP zorbalığına boyun eğmeyenler çoğaldıkça polisin eylemcilere uyguladığı şiddetin dozu da arttı.
İmamoğlu'nun tutuklandığı 23 Mart'ın akşamında Saraçhane'de yüz binler bir araya geldi. CHP Genel Başkanı Özgür Özel'in kürsüden inmesinin ardından polis saldırısı başladı.
Bozdoğan Kemeri önünden hareket geçen binlerce polis, gaz mermilerini ve fişeklerini aynı anda ateşledi. Kitle dağılmaya başlasa da polisin saldırısı hız kesmedi. Fotomuhabir Kemal Aslan, o gece kaydettiği görüntüleri sosyal medya hesabından yayınladı.
Polis şiddeti diğer kentlerde de benzer şekilde arttı.
Dağılan kitleyi darp eden, plastik mermi kullanan emniyet güçleri, gösterilerde biber gazı kullandı. Biber gazı bazı yurttaşlara yakın mesafeden, bazılarının doğrudan ağzının içerisine sıkıldı. Alandaki milletvekilleri de biber gazlı saldırılardan payını aldı.
Gözaltında kanuna aykırı sağlık kontrolü
CHP'li Gökhan Günaydın, İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu'nun gözaltına alındıktan sonra sağlık kontrolü için hastaneye götürülmediğini, Vatan Emniyet'te sağlık kontrolünden geçirileceğini duyurdu. Ardından sağlık kontrolünün İstanbul Tıp Fakültesi ek binasında yapılacağı ifade edildi. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı açıklama yapıp durumu yalanlasa da, tüm emniyet teşkilatına bir anlamda yol gösterilmiş oldu.
Adli kollukta bir kişinin kötü muamele görüp görmediğini denetleyebilmek için kolluğun dışına, sağlık ocağına ya da hastaneye götürülmesi gerekir. Bu durum Ceza Muhakemesi Kanunu'yla garanti altındadır ve gözaltı tedbiri uygulanan kişinin "işkence görmemesini" sağlar. Ancak anlaşılan o ki, yüzlerce kişi gözaltına alınınca emniyet farklı bir yol izlemeye karar verdi.
soL'un İzmir Barosu avukatlarından edindiği bilgiye göre, bu durum kentte gözaltına alınanlar üzerinde sıklıkla denenmeye çalışılıyor. Her gözaltı süresi uzatıldığında gözaltındaki kişilerin yeniden sağlık kontrolüne götürülmesi gerekirken, İzmir'de Valiliğin konuyla ilgili hekimlere bir "talimat yazısı" gönderdiği anlaşıldı.
Yazıyla, hekimlerin, istendiği takdirde sağlık kontrolü için emniyet müdürlüklerinin nezarethanelerine gitmesi istendi. Avukatlar her yeni gözaltı kararında aynı taleple karşılaştıklarını, her seferinde itiraz ettiklerini anlattı. Hekimlerin de Valilik kararına direnmesi gerektiğini söyleyen avukatlar, söz konusu uygulamaya karşı çıkmayan sağlık çalışanlarını İzmir Tabip Odası'na şikayet ettiklerini ifade etti.
Darp, çıplak arama, tehdit...
Gözaltında çıplak aramaya, darp ve şiddete sözlü ve fiziki tacize, tehdit ve hakarete maruz kaldığını anlatan eylemciler de oldu. Gazeteci Umut Taştan, bunlardan bazılarının ifade tutanağını paylaştı. Söz konusu tutanaklarda iç çamaşırsız arama yapıldığını söyleyen İstanbul'daki bir kadın, polislerden şikayetçi oldu. Yine başka bir eylemci de darp edildiğini söyledi. soL'un edindiği bilgiye göre, Ankara'da da çıplak arama yapıldı.
Gözaltılarda başı zorla öne eğdirme ve ters kelepçe de yapıldı. Taştan'ın çektiği görüntüler:
— Umut Taştan (@umuttastan_) March 27, 2025Cevahir AVM içerisinde gözaltına alınan öğrencilerden sadece biri.
Yardım edin diye bağırıyor, defalarca canının acıdığını dile getiriyor. pic.twitter.com/J0nUaSd7mC
El değmeden hazırlanan kararlar, görüşülemeyen savcılar, ifadesi alınmayan yurttaşlar
CHP Diyarbakır Milletvekili Sezgin Tanrıkulu, sosyal medya hesabından 18 yaşında bir genç kadının, 24 saat içerisinde ameliyat olması gerektiğine dair raporu olmasına rağmen tutuklandığını anlattı. "Ayağı kırık cezaevine gönderilemez" diye dilekçe vermek üzere nöbetçi savcıyla dahi görüşemediklerini ancak katibe ulaştıklarını belirten Tanrıkulu, "Savcıyı göremiyorsunuz, böyle bir yargı düzeni olur mu" diye sordu.
25 Mart gecesi Saraçhane’de ve 26 Mart sabahı evlerinden gözaltına alınan 66 kişi için sadece bir savcı görevlendirildiğini aktaran Sendika.org, tek savcının 66 kişinin ifadesini dahi almadan 5 dakika içinde 44’ünü tutuklama, 22’sini adli kontrol talebiyle mahkemeye sevk ettiğini duyurdu. Sulh Ceza Hakimliği’nde sorguları tamamlanan 66 kişinin 26’sı hakkında tutuklama, 40’ı hakkında adli kontrol kararı verildi.
Adliyeye sevk edilenler arasında Sendika.Org muhabiri Zişan Gür de bulunuyordu. Gür, adli kontrolle serbest bırakıldı. Gür, polisler tarafından darp edildiğini, burnunun kırıldığını ifade etti.
Avukatlara karar okumayan, dilekçe almamak için kaçan hakimler, talimatla değişen kararlar
Bu sırada yurttaşların savunma hakkı da engellenmeye çalışıldı.
Kentteki gözaltılara itiraz etmek isteyen İzmir Barosu avukatları, geçtiğimiz günlerde Nöbetçi İzmir 1. Sulh Ceza Hakimi’ne dilekçe vermek istedi. Ancak hakim dilekçeleri almadan adliyeyi kaçarak terk etti. Koşarak uzaklaşan hakimi kimse yakalayamadı. Avukatlar duruma tepki göstermek için itiraz dilekçelerini hakimlik odasının kapısına astı.
İstanbul'da gözaltına alınan ve adli kontrol şartıyla serbest bırakıldığını duyurulan isimler hakkında savcılığın "aniden karar değiştirmesi" de bir hukuk skandalı olarak hatırlanacak örnekler arasına girdi. Savcı bu defa herkesi tutuklama istemiyle mahkemeye sevk etti.
Yine İstanbul'da bazı avukatlar müvekkilleri hakkında karar okunurken dışarı çıkarıldı.
— sendika.org (@sendika_org) March 26, 2025Çağlayan Adliyesi'nde tutuklama talebiyle Sulh Ceza Hakimliği'ne sevk edilenlerin sorgusunun ardından hakim kararı yüzlerine okumadı, avukatların dışarı çıkarılmasını emretti
Avukatlar hukuksuzluğa isyan etti:
"Ben bunu boşuna mı giydim ya! Utanmaları da yok bunların" pic.twitter.com/SpEfFY56nK
Evrensel hukuk normları nerede?
Yargılamaların herhangi bir mantığa oturtulmadan yapıldığı örneklerle de çokça karşılaşıldı.
CHP İstanbul Milletvekili ve aynı zamanda avukat olan Mahmut Tanal da, aynı suçtan yargılanan pek çok kişiye anlaşılmaz şekilde farklı cezalar verildiğini, gözaltı sürelerinin keyfi şekilde uzatıldığını söyledi.
Tanal, bazı hukuksuz kararları da sosyal medya hesabından paylaştı. İstanbul'da aynı kişi için mahkeme iki ayrı karar duyurdu, birinde "tutuklama" diğerinde "adli kontrolle serbest bırakma" istendi.
Darp, tehdit ve fiziki müdahalenin yanı sıra gözaltı ve sorgulamalarda yaşanan bir diğer hukuksuzluk da suçlamaların kendisiyle ilgili muğlaklık.
soL'un İzmir Barosu'ndan edindiği bilgiye göre, örneğin İzmir'de tüm soruşturmaları "terörle mücadele savcılığı" yürütüyor. Günlerdir bekletilen onlarca kişiye aynı iki suçlama yapılıyor: "Toplantı, gösteri ve yürüyüş kanununa muhalefet", "terör örgütü propagandası". Bazılarına "polise mukavemet" de ekleniyor. Bu sayede soruşturmayı "terör savcılığının yürütmesi" sağlanıyor.
Ancak kişilere doğrudan bir örgütün propagandası suçunu gerçekleştirdiği iddiası yöneltilmiyor. Yüzlerce kişiye aynı şablon sorularla birden fazla örgüt isminin geçtiği genel sorular soruluyor.
Eylem yapmak suç değil
İzmir Barosu Başkan yardımcısı Avukat Zöhre Dalkıran süreci "Hukukun ve aklın askıya alınarak, yargının siyasi mühendislik görevi üstlenerek iktidarın istediği dizaynı yaratma çabasını görüyoruz" diye nitelendiriyor. Ülke gündeminin her gün yeni soruşturmalar ve gözaltılarla belirlendiğini ifade eden Dalkıran, 2911 sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu'na muhalefetin infazı olmadığının altını çiziyor.
Tutuklama, konutu terk etmeme gibi tedbirlerle halka göz dağı verilemeye çalışıldığını söyleyen Dalkıran, gözaltılardaki hukuksuzluklara ve hak ihlallerine dikkat çekerek "Anayasa Mahkemesi'nden çeşitli kararlar çıksa da bugün yaşanan zorbalığın telafisi olmayacak. O nedenle iktidarı var olan hukuka, yasalara uygun davranmaya çağırıyoruz" diyor.
'Halkın haber alma hakkı'na müdahale son darbe oldu
Gazetecilerin işlerini yaptıkları için tutuklanıp aynı savcının "delil durumu nedeniyle tutuklu olmasına gerek yok" diyerek re'sen karar vermesiyle salıverilmesi tartışılırken, RTÜK'ün verdiği ağır cezalar basına yansıdı.
RTÜK, 4 kanala 7 ayrı ceza verdi. Kurul, en ağır cezayı Sözcü TV'ye verdi. 10 gün yayın durdurması istenen Sözcü TV ekranına yalnızca siyah zemin üzerine RTÜK’ün karar metni yansıtılacak.
Ayrıca Fatih Altaylı'nın YouTube kanalı ile dün tutuklanan yönetmen İlker Canikligil'in ortağı olduğu Flu TV'nin yayın lisansı alması gerektiğine karar verdi. Altaylı ve Flu TV, 72 saat içerisinde başvuru yapmazsa erişim engeli getirilecek.
Eylemlerin sürdüğü 22 Mart Cumartesi gecesi de RTÜK, kanal yetkililerini telefonla arayarak "canlı yayını kesmeleri" talimatı vermiş, ancak bazı kanal yetkililerinin "talimatın yazılı olarak iletilmesi" talebine karşılık vermemişti.