Eğitim Sen, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nın başlattığı soruşturmaya ve MYK üyelerine ev hapsi verilmesine tepki gösterdi. MEB Bakanı Yusuf Tekin’i de eleştiren Eğitim-Sen, “Bu tehditler bize vız gelir” dedi.
NURCAN ETİK/YENİGÜN- Eğitim Sen Merkez Yürütme Kurulu 24 Mart 2025 tarihinde öğrencilerin dersleri boykot kararına destek verdiklerini açıklamış ve 25 Mart tarihinde bir günlük iş bırakacaklarını duyurmuştu. Ardından İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, “suç işlemeye alenen tahrik etme” gerekçesiyle Eğitim Sen’e soruşturma başlatmış, soruşturma sonucu MYK üyelerine iki haftalık ev hapsi ve sonrasında haftada bir imza atmak üzere adli kontrol cezası verilmişti. Yaşananlarla ilgili Eğitim Sen İzmir Şubeler Platformu, Türkan Saylan Kültür Merkezi önünde basın açıklaması gerçekleştirdi. “Eğitim Sen’i hedef gösterenler açıkça suç işliyor” diyen sendika, Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’in sendika hakkında söylemlerini eleştirerek, “Bu tehditler bizlere vız gelir! Sayın Bakan ilk önce eğitimden koparılarak gönderildiği MESEM’lerde can veren çocukların hesabını vermelidir” dedi.
Eğitim Sen İzmir 5 Nolu Şube Başkanı Savaş Candemir
“Tahammülsüzlüğün dışavurumu”
“Geçtiğimiz hafta yargı eliyle hayata geçirilen siyasal operasyon sonrasında yaşananlar halkın iradesine, sandığa, yerel demokrasiye ve muhalefet olasılığına duyulan tahammülsüzlüğün dışavurumu olarak karşımıza çıkmıştır” diyen Eğitim Sen İzmir 5 Nolu Şube Başkanı Savaş Candemir, “Yaşanan hukuksuzluğa karşı, üniversite öğrencileri boykot kararı almış, son yıllarda tamamen siyasallaşan yargıya ve ülkede yaşanan otoriterleşmeye karşı ülke çapında meşru ve kitlesel eylemler yapılmaya başlanmıştır” dedi. Üniversitelerin sadece ders görülen mekânlar değil olmadığını; aynı zamanda geleceğin ve özgürlüğün inşa edildiği mücadele alanları olduğunu vurgulayan Candemir, “Üniversite öğrencilerinin almış olduğu boykot kararı sadece gençliğin adalet talebiyle sınırlı değildir. Aynı zamanda iktidarın tahakküm kurduğu bütün alanlara, barınmadan geçim sorunlarına, ifade özgürlüğünden bilimsel özerkliğe kadar geniş bir alanda biriken öfkenin yansımasıdır” ifadelerini kullandı.
“Tarihsel sorumluluğun gereği”
Eğitim Sen Merkez Yürütme Kurulu’nun 24 Mart’ta yaptığı açıklamayı hatırlatan Candemir, “Eğitim Sen olarak öğrencilerin ve üniversitede görev yapan üyelerimizin sesine kulak vermek, taleplerini sahiplenmek sendikamızın tarihsel sorumluluğunun ve mücadeleci çizgisinin bir gereğidir. Öğrencilerin demokratik tepkilerine sahip çıkmak, onları yalnız bırakmamak kamusal ve özgür bir eğitimi savunan sendikamız açısından bir zorunluluktur. Ne var ki bu meşru dayanışma, iktidar blokunun ve siyasallaşmış yargının sendikamızı hedef almasına neden olmuştur” dedi.
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nın başlattığı soruşturmayla ilgili, “Yetkisiz olmasına rağmen sendikamızı ve sendikal faaliyetlerimizi hedef alan ‘suç işlemeye alenen tahrik etme’ gerekçesiyle açmış olduğu soruşturma hukuki dayanaktan yoksun, gerçekleri çarpıtan ve sendikamızı hedef gösteren bir tutumdur ve kabul edilemez” diyen Candemir, benzer içerikli bir soruşturmanın Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından da başlatılmış ve Merkez Yürütme Kurulu üyelerinin konu ile ilgili ifadeye çağrıldığını hatırlattı.
“Hukukun askıya alındığının göstergesi”
“Tıpkı diğer tutuklamalar gibi, MYK üyelerimize verilen bu cezalar da hukukun, sendikal hak ve özgürlüklerin askıya alındığının somut göstergesidir” diyen Candemir, “MYK üyelerimize verilen bu cezalar doğrudan doğruya Eğitim Sen’in sendikal faaliyetlerini engelleme amacı taşımaktadır. Ancak Eğitim Sen geçmişte olduğu gibi, bu tür baskı ve yıldırma politikaları karşısında geri adım atmayacak sendikal faaliyetlerini kesintisiz sürdürecektir” ifadelerini kullandı. Sendikal hakların, uluslararası sözleşmeler ve anayasa ile güvence altında olduğunu hatırlatan Candemir, “Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (AİHS), ILO’nun 87 ve 98 sayılı sözleşmeleri, Birleşmiş Milletler Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklar Sözleşmesi, Gözden Geçirilmiş Avrupa Sosyal Şartı ve Anayasamızın 90. maddesi sendikal haklarımızı açıkça tanımaktadır. Türkiye’nin taraf olduğu bu sözleşmelere göre kamu emekçilerinin iş bırakma hakkı vardır” dedi. Candemir, “İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nın sendikal hakları kullanan Eğitim Sen’e yönelik ‘suç işlemeye alenen tahrik etme’ gibi maddi temelden yoksun şekilde soruşturma açması suçtur. Yargı organlarının görevleri arasında yasal ve Anayasal haklarını koruyanları tehdit etmek yoktur” ifadelerini kullandı.
MEB Bakanı Yusuf Tekin’e sert eleştiri
Candemir, “Üstüne bir de Eğitim Bakanı Yusuf Tekin devlet televizyonunda verdiği demeçte yıllardır ayaklar altına almaktan çekinmediği insan haklarına yönelik sendikamıza ders vermeye kalkmış; yine yasaya göre yetki alanı dışında olan konuları kendine vazife etmiştir” ifadelerini kullanırken, “Bakan Tekin’in Encümen-i Muallimin’den, TÖS ve TÖB-DER’den gelen 100 yılı aşan insan hakları ve demokratik toplum mücadelemizden haberi olmadığı gibi, aldığı talimatlarla haddini aşarak bizlere yaptırım tehditleri savurmaktadır. İfade etmekten çekinmiyoruz; bu tehditler bizlere vız gelir! Sayın Bakan ilk önce eğitimden koparılarak gönderildiği MESEM’lerde can veren çocukların hesabını vermelidir” diye konuştu.
“Mücadeleyi sürdüreceğiz”
Siyasi iktidarın, üniversite öğrencilerinin taleplerini görmezden geldiğini ifade eden Candemir, “Bununla da yetinmemekte; onlara destek olan herkesi kriminalize etmeye çalışmaktadır. Böylece hem gençliğin muhalif enerjisini bastırmayı hem de sendikal hareketi itibarsızlaştırmayı ve sindirmeyi hedeflemektedir. Burada sorulması gereken soru nettir: Öğrencilerin adalet talebi mi suçtur, yoksa bu talebi bastırmaya çalışan baskı rejimi mi? Eğitim Sen’in desteği, bir suça ortaklık değil; üniversite gençliği başta olmak üzere, üniversitelerden yükselen çığlığa kayıtsız kalmamadır” dedi.
Candemir sözlerini şöyle tamamladı:
“Üniversite gençliği ve üniversitelerde görev yapan öğretim elemanları haklı mücadelelerinde yalnız değildir. Türkiye’nin dört bir yanında üniversitelerde yaşanan boykot, bu karanlık rejime karşı halkın vicdanını temsil etmektedir ve biz o vicdanın yanındayız. Eğitim Sen olarak bir kez daha altını çiziyoruz: Baskı, tehdit, şiddet ve sömürüye karşı birlikte mücadele edecek, birlikte kazanacağız! Sadece kendi haklarımız için değil; çocukların, öğrencilerin, toplumun geleceği için mücadele etmeyi sürdüreceğiz.