Otizmli bireylere multidisipliner yaklaşımla sosyalleşme hedeflenmeli haberi - Bayburt Manşet Haber Sitesi

Otizmli bireylere multidisipliner yaklaşımla sosyalleşme hedeflenmeli haberi

Otizmli bireylere multidisipliner yaklaşımla sosyalleşme hedeflenmeli haberi

Otizmli bireylere multidisipliner yaklaşımla sosyalleşme hedeflenmeli
Davranış temelli terapilerle otizmde sosyalleşme gerçekleştiriliyor
Sosyal etkileşim, iletişim, davranış, ilgi ve diğer aktivitelerde sınırlılıkların öne çıktığı
otizmde davranış temelli terapilerle sosyalleşmenin gelişmesi hedefleniyor. İstanbul Atlas
Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Psikoloji Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr.
Hacer Nermin Çelen, otizmli bireylerin sosyal yaşama katılmalarının önemli olduğunu
belirterek otizmli bireylere yaklaşımda ebeveyn, psikiyatrist, konuşma terapisti ve
eğitimcinin ortak bir takım çalışması yürütülmesi gerektiğini söyledi.
İstanbul Atlas Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Psikoloji Bölümü Öğretim Üyesi
Prof. Dr. Hacer Nermin Çelen, Otizm Farkındalık Ayı dolayısıyla yaptığı açıklamada Otizm
Spektrum Bozukluğuna ilişkin değerlendirmede bulundu.
Otizm yıllarca tanımlanmaya çalıştı
Otizmin 19 yüzyıldan itibaren fark edilmeye başlanan nöro farklılık olduğunu belirten Prof.
Dr. Hacer Nermin Çelen, “Otizm ‘Autism Specrum Disorder’, 19 yüzyılda fark edilmeye
başlanmıştır ama uzun yıllar ne olduğu konusunda tartışmalar devam etmiştir. 1810’da Jean
Etienne Dominique, saplantılara dikkat çekmiş, bu bireylerin bazı konular ve nesnelere güçlü
saplantılarını fark etmiştir. 1877’de Adolf Kuss Maul istemli konuşmamayı tercih edenler
olarak etiketlemiş, aynı yıl John Down (1887) zihin yetenekleri yetersiz olduğunda ‘idiot
savan’ olarak adlandırmış ama bazı yeteneklerinin çok güçlü olduğundan söz etmiştir.
Çocukluk şizofrenisi ya da prematüre demans diyenler de olmuştur” dedi.
20 yüzyıla gelindiğinde otizmle ilgili yeni tanımlamalar yapıldığını belirten Çelen, “Bleuer
(1908) Yunanca kaynaklı autismus sözcüğünden hareket ederek, dıştan gelen uyaranları
tolere edememe, zihin kuramının olmayışı, hastanın fantastik iç dünyası ve kendine
yönelmeyi temsilen bu sözcüğü kullanmayı tercih etmiştir. 1910’da August Hock, kişiliğin
kapanması ile otizmi tanımlamış, Emil Kraepelin (1915) bu bireylerin dalgın, unutkan,
bazılarının entelektüel yapısının farklı yapılanmış (gifted), deneyimlere ilgi duymayan, yetersiz
planları olan egzantrik bireyler olarak tanımlamıştır. Hatta C. Jung (1936) kişilik tiplerini
anlatan kitabında bu bireyleri duymayan, toplumdan uzak kalan, kayıp ve yalnız bireyler
olarak betimlemiştir” diye konuştu.
“Konuşan makinalar” olarak nitelendirdi
Sovyet çocuk psikiyatristi Grunya Sukhareva’nın (1920) egzantrik düşünce tipinden ve
topluma uyum sağlayamadıklarından bu bireyleri “konuşan makinalar” olarak nitelendirdiğini
belirten Çelen, “Bu çocukların akranları ile birlikte olduklarında travmatize oldukları, oyunlara
katılmadıklarını, yüzeysel olduklarını ve streotipik yeni kelimeler ürettiklerini, nesnelere
saplantılı olduklarını, motor yersizlik ve duygusal küntlük yaşadıklarından da söz etmiştir.
Çocukluk psikopatisi olarak adlandırdı” dedi. 2013’ten beri nöro farklılık olarak izleniyor
Otizm Spektrum Bozukluğu ile ilgili 1946’dan sonra farkındalığın arttığını, kanıtların
güçlendiğini, 1993’te ise resmi kabul gördüğünü belirten Çelen, “Otizm 2013’ten itibaren ise
nöro farklılık ve otizm sendrom olarak DSM 5’te yer almaktadır. Son zamanlarda medikal
teknolojilerin kullanımı sonucunda otizm ile ilgili çok sayıda bilgi edinildiğini ve
semptomlarının daha iyi belirlendiğini söylemek mümkündür” dedi.
Otizmde üç özellik dikkat çekiyor
Otizmin özelliklerinin üç başlık altında toplanabileceğini belirten Çelen, bunları şöyle açıkladı:
Sosyal etkileşim: Başkalarının duygularını anlamada farkındalığı olmama, tipik olmayan
konfor, atipik taklit, arkadaş edinmede sınırlı yetenek dikkat çeker.
İletişim: Sözel ya da sözel olmayan iletişim sınırlılık, kendini ifade etmede sınırlılık, iletişimde
karşılık verememe gibi durumlar ortaya çıkıyor.
Davranış, ilgi ve diğer aktivitelerde sınırlı örüntüler: Davranış repertuarı sınırlıdır. Streotipk
ve tekrarlanan beden hareketlerine sahiptir. Anlamsız objelere bağlanma, ilgi alanı darlığı,
dikkat ve motivasyon eksikliği görülür. Değişen ortama uyum sağlayamazlar. Başkaları yokmuş
gibi davranma, seslenildiğinde duyma engelli gibi yanıt vermeme, göz kontağı olmadığı için
yüz ifadelerini anlamama, başkalarının duygularına katılmama gibi davranışlar dikkat çeker.
İnsanların cansız nesneler veya gerekli araç oldukları düşünülür. Otizmli bireylerin acı çektiğini
ya da hoşnutsuz olduğunu anlamak zordur.
Konuşmalarında tekrarlar görülür
Otizmli bireylerin yönlendirmelere ayak uyduramadığını belirten Çelen, “Diş fırçalama ve
giyinme gibi gereksinimlerini yerine getirmekte zorlanır. Konuşmalarında tekrar (echolali)
görülür veya reklamlardan duyduğu stereotipik sesler çıkarır, mizahtan ya da alaydan
anlamaz. Soyut ve hayali aktiviteleri anlamaz, tepki verirken gülümseme ve baş sallama
yapmaz. Beklenmedik güçlü sese ve ışığa aşırı tepki verirler. Mükemmeliyetçi dolayısıyla
kaygılı oldukları da söylenir. Bu sıralananların hepsi otistik birey veya çocukta görülmez. Hatta
çocuklukta otizm tanısı almamış yetişkinlerde de rastlanabilir” dedi.
Beyinin yapı ve işlevlerinde farklılık var
Yeni olanaklarla otizmin nedenlerine ilişkin çalışmaların üzerinde çok durulduğunu belirten
Çelen, “Otizmin büyük bir yüzde ile genetik olduğu söylenmektedir. Genetik ve kromozomal
alt yapısından söz edilmektedir. Otizmli bireylerin beyninde yapı ve işlevler normal bireylere
göre farklıdır. Doğum sırasındaki komplikasyonlar, düşük doğum kilosu ve alerjenler, viral
enfeksiyon, yiyecek alerjileri, bağışıklık sistemindeki anomali ve aşılar otizm nedenleri
arasında sayılmaktadır. Yine de kesin nedenler olmayabilir. Nedenlerine ilişkin çalışmalar
devam etmektedir” dedi.
Multidisipliner yaklaşımla sosyalleşmeleri önemli Otizmli bireylerin sosyal yaşama katılmalarının önemli olduğunu belirten Prof. Dr. Nermin
Çelen, “Günümüzde davranış temelli terapiler ile sosyalleşmeleri gerçekleştirilmektedir.
Ülkemizde 2003’ten itibaren İstanbul’da otizm ile ilgili açılan kurumların yanı sıra diğer illerde
de faaliyet gösteren kurumlar otizmle ilgili çalışmalar yürütmektedir” dedi.
Takım çalışması yürütülmeli
Prof. Dr. Nermin Çelen, terapi sırasında bir takım çalışmasının önerildiğini belirterek
multidisipliner yaklaşımın önemini vurgulayarak ebeveynler, çocuk doktoru ya da psikiyatrist,
konuşma terapisti ve eğitimcinin ortak çalışmasının önemli olduğunu vurguladı.
Otizmli bireylerin yeme ve beslenme alışkanlıklarına ilişkin önerilerin de paylaşıldığını belirten
Çelen, “Süt ve buğday proteini yasaklılar arasında yer almaktadır. Taze meyve ve sebzeler,
Omega 3, fındık, balık gibi gıdalar doktorlar tarafından önerilmektedir” dedi.

Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı