Sanıyorum 1990 yılıydı. Of İlçemizin Pınaraltı köyünde öğretmendim. Okulumuzu hemen karşısında Karaca Çay Fabrikası bulunuyordu.
Fabrikaya Atilla Sönmez adında (rahmetli oldu) Müdür Yardımcısı olarak atanmıştı.
Göreve başlamasının ardından daha birkaç gün geçmişti ki görevliyi göndererek saat 16:30’da odasında görüşmek istediğini iletti. Randevuya uyarak fabrikadaki odasına gitmiştim.
‘Hoş geldiniz’ cümlemin ardından bana “Senin sosyalist olduğunu duyduğum için çağırdım” dedi. Memnuniyetimi belirtmemin ardından “Sana bir soru soracağım” diye ekleyerek konuşmasını sürdürdü. Daha ilk defa tanışıyorduk. Şaşırmıştım. Sorusu “Okuduğun kitaplar içinde en çok hangisini beğendin?” oldu. Kafamda hızlı bir değerlendirme yaparak Lenin’in “Ne yapmalı?” eseri diye yanıtlamıştım. “Sınıfta kaldın” diye yanıtladı ve “Çayını içtikten sonra çıkabilirsin” demişti.
Bozuntuya vermeden ‘Sizce en önemli kitap hangisi?’ diye sordum. Çernişevski’nin “Nasıl yapmalı?” kitabı diye yanıtladı.
İyi bir tesadüf olmuştu ki bu eseri de okumuştum. Bu kitapta bir aile kız çocuğunu kendi istedikleri bir aileye vermek istemesine karşı kız çocuğunun kendi istediği kişiye kaçarak evlenmesinin öyküsü anlatılıyor.
Atila Sönmez ile yaptığım diğer söyleşilerde de bana vermek istediği mesajı sistemi değiştirme çabaları yerine bireylerin kendisini değiştirme çabalarının daha değerli olacağını söylüyor ve beni etkilemeye çalışıyordu. Şüphesiz ki bu düşüncenin de değerli yanları vardı ama sistem değişmeden Paris komününde olduğu gibi bireylerin hatta toplulukların başarılı olamayacağına dair kanaatim ağır basıyordu.
Bu yaşanmışlığımı son yaşanan İmralı süreci nedeniyle hatırladım.
2007 yılında “ Karadeniz Barış İnisiyatifi” olarak Diyarbakır, Nevruz kutlamaları için konuşmacı olarak belirlenmiştim. Orada yaptığım konuşmada ‘PKK silah bırakmalıdır’ dediğim anda yüzbinlerce insan “Yuh” çekmiş bunun üzerine ben her mahallesinde bir şehit mezarı olan Trabzon’dan geldiğimi ve bu çatışmalarda Türk ve Kürt gençlerin ölmesini istemediğimi söylediğimde aynı topluluk beni alkışlamıştı.
PKK silah bıraktığını açıklayınca Karadeniz Barış İnisiyatifi olarak haklı çıktığımız görünüyor olsa da bu haklılığımız bu sürecin kalıcı olmasına bağlı.
Demokratikleşmeden ziyade otoriterleşme çabalarına dikkati çeken mevcut hükümet döneminde “Bireylerden doğru kotarılan değişim süreci” ülkemizin geleceğine yansıyacak mı?
Devlet Bahçeli aracılığıyla başlatılan bu süre. Geçmişe bakıldığında umut tazelememize imkan tanımıyor ve bizi düşündürüyor.
Ancak yeter ki kalıcı barış süreci sağlansın da bizler de çok fazla düşünerek başımız ağırmış olsun.