Ezilenlerin Cumhuriyet’i

Zafer AYDIN

Resmi bakış açısı, ezberlenmiş tezler, imal edilmiş argümanlarla yapılmış çalışmaların dışında Cumhuriyet'in 100. Yılı üzerine epeyce kitap, makale, çalışma yayınlandı. Erdoğan Aydın'ın "Yanlış iliklenen Düğme-Geçmişle Gelecek Arasında Cumhuriyet" adlı kitabı da bunlardan biri. Konuyu ele alış şekli, egemenlerin yok saydıklarının gözüyle meselelere yaklaşması ve ortaya koyduğu tezlerle özgün, dolayısıyla ilgi gösterilmeyi hak eden bir çalışma. Cumhuriyet'in yüzyıllık öyküsüne ezilenlerin, yok sayılanların, inkâr edilenlerin penceresinden bakan kitap, bugün yaşadıklarımızı anlamak ve adlandırmakta geniş bir bilgi demeti sunuyor. Bunu bugünden yarına sol bir seçenek için nasıl bir rota izlenmesi gerektiği üzerine ufuk açıcı yaklaşımlarla da tamamlıyor.

Çoğumuz hemfikiriz ki geçmiş ve gelecek derken sadece ardışık dönemlerden söz etmiyoruz. Kategorik ayrım noktaları koysak bile öz olarak iç içe geçmiş bir süreçtir bahse konu edilen. Bir başka ifadeyle bugün ve gelecek, geçmişin içinde şekilleniyor. Dünde yaşananlar dünde kalmıyor, bugüne de yarına da yön veriyor, biçimlendiriyor. Erdoğan Aydın da kitabında konuyu böylesine bir tarihsel perspektif içinde ele almış. Bugün yaşananların dünün bir parçası olduğuna işaret ederken, kuruluşta yapılan tercihlerin, izlenen ideolojik politik hattın Cumhuriyet'in geride bıraktığı yıllarını ve bugününü nasıl etkilediğini çarpıcı bir biçimde ortaya koyuyor.

Kitap öz olarak egemenlerin emek, sol ve Kürt sorununa yaklaşımını odağına alarak Cumhuriyet'in niteliğini ve demokrasi ile arasındaki bağı sorguluyor. Toplumun bireysel ve kolektif hakları karşısında sergilenen anti demokratik tutumlar ışığında bir Cumhuriyet fotoğrafı çekiyor. Çekilen fotoğraf üzerinden de ihmal edilmiş bir tartışmaya yeniden kapı aralıyor. Erdoğan Aydın, üç ana bölümden oluşan kitabının birinci bölümünde kritik olgulara işaret ederek Cumhuriyet'in kuruluş sürecindeki gelişmeleri mercek altına alıyor. Cumhuriyet'in demokratik bir karakter kazanma olasılığının Meclis egemenliğinin kötürümleştirilmesi, siyasi tasfiyeler, otoriterleşme ve içinin boşaltılması yoluyla heba edildiğini aktarıyor. Cumhuriyet'in kuruluşuyla atılan adımların, uygulamaların, yasal düzenlemelerin ışığında yaratılan kurumsallaşmanın vardığı noktanın "otoriter ve otokratik modernleşme" ekseninde sınıfların ve etnik kimliklerin inkârı üzerine kurulu bir rejime tekabül ettiğini söylüyor. Bunun da maddi koşulların yarattığı sıkışmanın kurucu iradeyi kuşatmasından daha çok, bir tercih olduğunu öne sürüyor ve bunun kanıtlarını ortaya koyuyor.

Erdoğan Aydın, kitabın ikinci bölümünde ise Cumhuriyet'in sol ve emek hareketine karşı yaklaşımının ideolojik-politik arka planı ve uygulamalarının üzerinde duruyor. Sınıfsal dinamiklerin etkisizleştirilmesi üzerine inşa edilen siyasetin inkâr ve kontrol altında tutma mekanizmaları ile bunların yarattığı sonuçları anlatıyor. Sola karşı sergilenen saldırganlık ve buna ilişkin Mustafa Suphi ve arkadaşlarının katledilmesi, Türkiye Halk İştirakiyun Fırkası'nın tasfiyesi, 1 Mayıs kutlamalarının önüne çıkarılan engeller gibi örnekler de konuyu derinleştiriyor. Dayanakları, gerekçeleri ve sonuçlarıyla birlikte ortaya konan tablo okurun Cumhuriyet'in sınıfsal gerçekliği ile yüzleşmesini sağlıyor. Üçüncü bölüm ise Cumhuriyet'in Kürtlerle ilişkisinin serencamını gözler önüne seriyor. Farklılıkları kabul eden çoğulcu vaatlerden, inkâr, asimilasyon ve düşmanlaştırmaya giden yolu inceliyor, analiz ediyor. Belgeleri konuşturarak olup biteni ve sonuçlarını irdeliyor.

Kitap, ortaya koyduğu argümanlar, değerlendirmeler ve analizlerle Cumhuriyet'in demokratik bir karakter kazanamadığını söylüyor, dahası bunu dellilendiriyor. Elbette Cumhuriyet'in yüz yıllık serüveninde bir tekdüzelikten söz edilemez. Onlarca kırılma, iniş-çıkış, gel-git yaşandı. Ancak emeğe, sola ve Kürtlere bakış açısı özünden bir şey kaybetmeden "iç düşman" yaftalaması içinde süregeldi. Emek ve sol söz konusu olduğunda "düzenin bekası", Kürtler söz konusu olduğunda ise "devletin bekası" argümanının arkasına saklanılarak demokrasi dışı yöntemlere başvuruldu. Elbette sömürü ve dayatma karşısında oluşabilecek tepkileri, itirazları pasifize etmekti maksat. Ama daha çok da kolay ve rahat yönetmekti istenen. Milliyetçilik ise yüzyıllık yürüyüşte her zaman iş gören, en elverişli ideolojik malzeme olarak baskı politikalarına eşlik etti. Egemenlerin yukarıdan biçimlendirme çabalarına güç verdi, toplumsal dayanağını oluşturdu.

Erdoğan Aydın'ın çalışması bugün yaşananları kavramamızda, otoriter tek adam rejiminin inşasına giden yolun nasıl döşendiğini anlamamızda önemli bir kaynak, hatta iddialı bir laf olarak görülme pahasına söylemek gerekir ki, adeta bir pusula. Cumhuriyet'in yüz yıllık serüveninde egemenler etnik, kültürel ve sınıfsal farklılıkları yok sayan bir siyaseti başa koyarak yürümeyi tercih etti. "Sınıfsız imtiyazsız kaynaşmış kitleyiz", "hepimiz aynı gemideyiz" söylemiyle sınıfların varlığını yok saydı. Aşağıdan gelen tepki ve örgütlenme ile varlığını kabul etmek zorunda kaldığı durumlar da ise sınıfın gücünü, etkisini zayıflatma yoluna gitti. Etnik ve kültürel farklılıkları da "Hepimiz Türküz" düsturu ile görmezden geldi. Bugün otokrat rejimin tesis ettiği siyasal ve kültürel hegemonyanın ve rejimin temelleri de bu tekleştirme siyasetinin içinde atıldı. Yani başlangıçta düğmeyi yanlış ilikleme tercihi, bugün yaşadığımız sonucu doğurdu.

Erdoğan Aydın'ın çalışması ayna tuttuğu olgular, yaptığı kavramlaştırmalarla Cumhuriyet'e dair resmi tarih dışında bir anlatı ortaya koyarken bugün ne yapmalı sorusuna da cevap arıyor. Bu yanıyla da kitap geçmişle gelecek arasına bir köprü kuruyor. Sağlam argümanlarla bezeli, iyi bir sistematiğe sahip, rahat okunan bu çalışmayla, hem düşün hayatımız zenginleşti hem de demokratik, özgür, sosyal cumhuriyet için mücadele edenler fikri bir yol haritasına kavuşmuş oldu.