Dolmuş durağı düzeninden çıkarılacak dersler

Türkiye’nin acilen sosyal barışa ihtiyacı var” başlıklı bir önceki yazımıza gerek özel mesajla gerekse sosyal medya aracılığıyla çok değerli yorumlar geldi. Bazı dostlarımız tam da aynı fikirde olduklarını ifade ederek takdir ve teşekkür hislerini dile getirirken, diğer bazıları da böyle bir barışa şiddetle ihtiyaç olduğunu ama uygulamanın son derece zor olduğu şerhini koydular.

Ben de onlara tanıdığım en iyi Trabzonsporlulardan biri olan can dostum Metehan Saraç’ın Trabzonspor’la ilgili konularda birisi işin zorluğundan bahsedince verdiği muzip ve anlamlı cevabı aktarayım: “ Tabii ki zor. Kolay olsa zaten bugüne kadar biri yapardı

Müsaadenizle ve dikkatle okunması ricasıyla çarpıcı olduğunu düşündüğüm bir örnek vereceğim. Üsküdar’da yıllarca evimden işime, işimden evime dolmuşla gittim geldim. O hattı yeterince gözlemlediğimi sanıyorum. Şöyle bir düzen vardı orada:

Bilindiği gibi sabah ve akşam saatlerinde trafik yoğunluğu ters yönlüdür. Yani sabah insanlar işine ya da okuluna giderken meskûn mahalden merkeze doğru, akşamları da ters istikamete yolcu yoğunluğu vardır. Bu da tabii herhangi bir düzenleme yapılmadığı takdirde minibüslerin hem sabah hem de akşam saatlerinde bir tarafa boş gitmeleri gerektiği anlamına gelir. O halde oluşacak zararı minimuma indirmek icap eder. Bunun için de son derece pratik ve kullanışlı bir metot bulmuşlar:

Yolcu akışının olduğu tarafa doğru bütün minibüsler bütün güzergâh boyunca yolcu alabiliyor. Bu minibüsler boş tarafa doğru giderken ilk durak haricinde hiçbir yerden yolcu almıyor ve bir an önce yoğunluğun olduğu durağa gidip hem zaman kaybını minimize ediyorlar hem de yolcu yoğunluğunu en kısa zamanda bertaraf etmeye çalışıyorlar. Peki, boş tarafa giden yolcular ne olacak? Onun için de “Son durak arabası” diye bir formül var. O gün nöbetçi olan tek bir minibüs, boş tarafa doğru diğer minibüslerin almasının yasak olduğu yolcuları alıp taşıyor.

Bu kurallara uyulup uyulmadığını nasıl takip edebiliyorlar? Eğer bir dolmuş yolcu almaması gereken istikamette alırsa bunu karşı taraftan gelen bir minibüs şoförü rahatlıkla görebiliyor ve derhal ikaz, olmadı şikâyet ediyor. Çünkü düzenin önemini hepsi kavramış durumda.

Mükemmel, değil mi? Peki, nasıl olmuş da böyle bir düzeni icat edip uygulamaya koymuş olabilirler? Bu konuda bir araştırma yapmadım ama sanırım resmi otorite (belediye ya da devlet kurumları) herhangi bir düzenleme yapmamış. Dolmuşçuları kendi haline bırakmış. Onlar da ilk zamanlar yaşanmış muhtemel kargaşadan sonra bakmışlar ki olmuyor, oturup kafa kafaya vermişler ve bu sistemi bulmuşlar. İlk zamanlardaki kargaşadan hepsi zarar gördüğü için de düzene titizlikle itaat ediyorlar.

Bu konuda gıpta ettiğimiz ülkeler, mevcut düzenlerini uzun yıllar süren kanlı mücadeleler sonucunda inşa edebilmişlerdir. (Tabii dolmuş düzeninden değil, bir önceki yazıda kalem oynattığım sosyal barıştan bahsediyorum) Fakat onlar asırlar önceydi. Artık barış için Avrupa’da olduğu gibi 100 yıl birbirini parçalamaya gerek yoktur. Bu coğrafyanın insanı bu konuda gerekli ve yeterli tecrübeye sahiptir.