Devletle millet ne zaman yarışsa...

Hayat aktı. Seçmenler değişti. Algılar dönüştü. Dünya ve Türkiye bambaşka bir mecrada yeniden şekillendi. Şimdi Ekrem İmamoğlu imgesi yükseliyor. Tıpkı 1994'te, beklenmedik şekilde (ya da açık açık bekleniyordu) siyaset sahnesinde parlayan Recep Tayyip Erdoğan gibi. Onun yargılanıp belediye başkanlığından düşürüldüğü günü düşünün: Saraçhane tıklım tıklımdı. Bütün Türkiye'de de "Olur mu canım, adam çalışıyordu, bir şiir okudu diye bu yapılır mı!" inancı dalga dalga yayılıyordu. Erdoğan, yolsuzluklarla çalkalanan, yönetimsizlikle bunalmış, terörle sindirilmiş bir toplumun karşısına temiz ve dürüst siyasetçi imgesiyle çıkıyordu. Devlet önüne set çekmişti ama millete güveniyordu ki "Bu şarkı burada bitmez" diye seslenmişti kalabalığa. 12 Eylül’ün temizlediği yollardan yürümesi de işini kolaylaştırıyordu.

AKP ve Cumhurbaşkanı Erdoğan, AB ve demokrasi perspektifini önüne koyduğunu söyleyerek iktidara geldi. Ancak siyasal tarihimizin geçmişiyle barışık değildi, bunu hiç saklamadı; zaman içinde ülkeye farklı bir gelecek inşa etmeye çalıştı. İktidar, sadece sermayeyi dönüştürme, sivil toplum örgütlerini etkisizleştirme adımlarıyla yetinmedi, kendine göre nesiller yetiştirmek için de çok çabaladı. Başarabildiler mi? Hayır. Hayat kendi bildiğince akmaya devam ediyor, yarım asırdır belirledikleri okul müfredatından geçen gençler üniversitelerde bambaşka şeyler talep ediyor.

Mahir Polat'ın belirttiği gibi milyonların tek kimliği yoksulluk olmuşken, adil ve temiz bir hayat insanların önüne konamamışken, gençler geleceğin alacakaranlığını daha okul sıralarında hissediyorken hayatla politikanın bir noktada çatışması kaçınılmazdı. Diyalektik işliyor; yeni bir sentez adım adım kendini inşa ediyor. Politikanın hayatı yeniden duraksattığı bir zamanda ortaya çıkan sentezin adı Ekrem İmamoğlu gibi görünüyor. Cumhuriyetle ve geçmişimizle barışık, mazbut Anadolu insanına atfedilen değerlere saygılı ama çağdaş, makamına dualarla oturacak kadar inançlı ama laik, ısrarcı ama kavgacı değil, kucaklayıcı, öfkeli değil güleryüzlü... Gündelik davranışlardan politik konumlamasına değin birçok örnek bulunabilir. Yeni yüzyılın genç seçmeni de, yaş yaşamış, çok şey görmüş emekli de, bunalmış kamu çalışanı da, toprağına hüzünle bakan çiftçi de; kısaca herkes başka bir hikâye istiyor artık. İmamoğlu o isteneni verebilir mi bilemeyiz ama en azından buna aday ve heyecan veriyor insanlara.

Yerel seçimlerinin hemen ardından CHP Genel Başkanı Özür Özel'in bir demeci vardı; o hengâmede unutulup gitti. Aslında çok önemli bir saptamayı içeriyordu: "Devletle millet ne zaman yarışırsa hep millet kazanır. CHP bazen yanlış tarafta durdu. Bu sefer devletle millet yarışırken, milletin tarafındaydık. Bazen devlet-millet rekabetinde CHP devletin kurucu partisi olduğu için yanlış tarafta duruyor. Esas olarak CHP halkın partisi olduğu için doğru taraf, milletin tarafı."

İmamoğlu'nun da "Kendimi önce Allah'a sonra milletime emanet ediyorum" demesi rasgele kurulmuş bir cümle değil. 19 Mart’la başlayan yeni süreci, gelecekte bu perspektiften okuyacağımız kesin.

İbrahim Dizman kimdir?

1961'de, Çanakkale'de doğdu. Ankara Üniversitesi'nde, Siyasal Bilgiler Fakültesi'nde Türk Dili, Güzel Sanatlar Fakültesi'nde Yaratıcı Yazarlık dersleri verdi.

1983'ten beri çeşitli kültür-sanat ve edebiyat dergilerinde eleştiri-röportaj, değerlendirme ve kültür tarihi üzerine inceleme-araştırma yazıları yazdı.

İbrahim Dizman'ın ikisi roman olmak üzere yayımlanmış 20 kitabı var; bir kitabı Yunancaya da çevrildi.

Dizman'ın yönetmenliğini yaptığı 4 belgesel film de bulunuyor.

Sahnelenmiş iki tiyatro oyunu bulunmakta. Ayrıca, çeşitli sahne gösterileri de hazırladı ve uyguladı.

Kültür Bakanlığı Roman Başarı Ödülü, Behzat Ay Ödülü ve Genel-İş Abdullah Baştürk İşçi Ödülü sahibi de olan Dizman, çeşitli yıllarda Çağdaş Türk Dili ve Roman Kahramanları dergilerinin yayın yönetmenliğini ve editörlüğünü yürüttü. Türkiye PEN üyesidir. 

Kitaplarından bazıları:

Suyun ve Rüzgârın Şehri Çanakkale, İletişim Yayınları, 2020

Aşrı Memleket Trakya (T. Bilecen'le birlikte), İletişim Yayınları, 2018

Adı Başka Acı Başka (Karadeniz'in Son Ermenileri), İletişim Yayınları, 2016

Kardeşim Gibi (A. Papadopulos ile birlikte), Heyamola Yayınları, 2016

30 Yıl 30 Hayat (Ç. Sezer'le birlikte), İmge Kitabevi Yayınları, 2010

Başka Zaman Çocukları (roman), 2007, Heyamola Yayınları, 2007

Denize Düşen Dağ (monografi), 2006, Heyamola Yayınları, 2006

Belgesel filmleri: 

Kardeş Nereye: Mübadele, senaryo yazarlığı ve danışmanlık (yön: Ö. Asan), 2010

Oyunlarla Yaşayan Şehir, yönetmen, 2012

Hrant Amca: Memlekete Dönüş, yönetmen, 2016

Poliksena: Kız Öldün, yönetmen, 2018

Yola Gelmeyenler, yönetmen, 2020