Dr. Abdullah Sert, kızamık vakalarındaki artışın endişe verici boyutlara ulaştığını belirterek, toplumda kızamık aşısı hakkında yaygın bir bilgi eksikliği ve yanlış inanış olduğunu söyledi. Tarihsel örneklerle kızamığın ciddiyetini gözler önüne seren Sert, "Tarih kitapları, sadece sıradan insanları değil, Fransa Kralı II. Francis gibi henüz 16 yaşındaki genç hükümdarları dahi büyük ihtimalle kızamık nedeniyle kaybettiğini yazıyor. Osmanlı İmparatorluğu'nda da IV. Mehmed'in oğlu Şehzade Murad ve II. Selim'in oğlu Şehzade Mehmed gibi hanedan üyeleri, küçük yaşta yüksek ateş ve döküntüyle hayata veda etmiştir. Bu tarihi vakalar, kızamığın sarayların kapılarını bile aşarak ne denli ölümcül bir tehdit oluşturduğunu açıkça gösteriyor," ifadelerini kullandı.
Türkiye'nin Aşıdaki Başarısı Tehlike Altında
Türkiye'nin kızamıkla mücadelede geçmişte önemli başarılar elde ettiğine dikkat çeken Dr. Sert, aşılama programlarının hayati önem taşıdığını vurguladı. "1985 yılında başlatılan yaygın aşılama programı ve 2006'da kızamık-kızamıkçık-kabakulak (MMR) aşısının ulusal aşı takvimine dahil edilmesiyle birlikte ülkemizde kızamık vakaları neredeyse sıfır noktasına inmişti. 2012 ile 2017 yılları arasında yılda sadece birkaç vaka görülüyordu. Bu, bilimin ve aşının tartışılmaz başarısıydı," dedi.
Ancak Dr. Sert, son yıllarda artan aşı reddi ve pandemi döneminde aksayan bağışıklama çalışmaları nedeniyle bu kazanımların ciddi bir tehdit altında olduğunu belirtti. "2023 yılında ülke genelinde 1.900'den fazla kızamık vakası bildirildi. Bu rakamlar, kızamığın artık sadece bireysel bir sağlık riski olmaktan çıkıp, toplum sağlığını ciddi şekilde tehdit eden bir salgın potansiyeli taşıdığını gösteriyor," uyarısında bulundu.
"Kızamık Basit Bir Nezle Değildir, Ölümcül Komplikasyonlara Yol Açabilir"
Halk arasında kızamığın masum bir çocukluk hastalığı olarak algılanmasının büyük bir yanılgı olduğunu vurgulayan Dr. Sert, "Kızamık, hafife alınmaması gereken, ölümcül olabildiği gibi beyin iltihabı (ensefalit), zatürre gibi hayati tehlike arz eden komplikasyonlara da yol açabilen çok ciddi bir hastalıktır. Aşı sayesinde bu hastalığı neredeyse unuttuk, ancak unutmuş olmamız kızamığın tehlikesinin azaldığı anlamına kesinlikle gelmez," ifadelerini kullandı.
Kızamıktan Korunmanın Tek Yolu Aşılama
Uzmanlara göre, kızamık gibi yüksek derecede bulaşıcı hastalıkların toplumda yayılmasını engellemenin en etkili yolu, toplumun en az yüzde 95'inin bağışık olmasıdır. Bu oranın altına düşülmesi, "sürü bağışıklığı"nın bozulmasına ve salgın riskinin önemli ölçüde artmasına neden olur. Aşı yaptırmayan bireylerin sadece kendi sağlıklarını değil, bağışıklık sistemi zayıf olan bebekleri, yaşlıları ve kronik hastalığı olanları da büyük bir riske attığına dikkat çekiliyor.
Bilgi Kirliliğine Karşı Dikkatli Olunmalı
Dr. Sert, özellikle sosyal medyada yayılan yanlış ve yanıltıcı aşı karşıtı bilgilerin halk sağlığı üzerinde ciddi olumsuz etkileri olduğunu vurguladı. "Aşı karşıtlığı, masum bir fikir özgürlüğü meselesi değildir. Bu tehlikeli tutum, toplumun bağışıklık zincirini kırarak hepimizi riske atıyor. Şu anda yüzde 95'in altına düşen bağışıklık oranları, bizi maalesef 1970'lerdeki kızamık salgınlarının yaşandığı karanlık tabloya geri döndürebilir. Bu nedenle, bilimsel temeli olmayan, spekülatif bilgilere itibar etmemek ve doğru kaynaklardan bilgi edinmek hayati önem taşımaktadır," şeklinde sözlerini tamamladı.