TÜSİAV Başkanı Sarıtoprak’ın bu haftaki misafiri; ünlü eğitimci, vizyon sahibi bir yönetici, eğitimde bir Türkiye markası olan Nesibe Aydın Eğitim Kurumları Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı, TÜSİAV Yüksek İstişare Kurulu Üyesi Mirkan Aydın oldu.
Ülkemizdeki sivil toplum kuruluşlarının kutup yıldızı haline gelen Türk Sanayici ve İşadamları Vakfı’nın (TÜSİAV) Yönetim Kurulu Başkanı Veli Sarıtoprak, her hafta önemli konu ve konuklarını ağırlamayı sürdürüyor.
Veli Başkan’ın bu haftaki misafiri; ünlü eğitimci, vizyon sahibi bir yönetici, eğitimde bir Türkiye markası olan Nesibe Aydın Eğitim Kurumları Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı, TÜSİAV Yüksek İstişare Kurulu Üyesi Mirkan Aydın oldu.
Mirkan Aydın ile eğitim sistemimizin günümüzdeki durumu ile Nesibe Aydın Eğitim Kurumları’nın dünü, bugünü ve yarınını konuştuk.
- Sizi tanıyabilir miyiz?
- Mirkan Aydın:1977 Ankara doğumluyum. Kamu yönetimi alanında lisans, işletme alanında extention ve eğitim yönetimi alanında yüksek lisans eğitimi aldım. 2000 yılından beri aile işimiz olan Nesibe Aydın'da görev yapmaktayım. Evli ve 3 çocuk babasıyım.
İş dışında okumaya ve spor yapmaya vakit ayırıyorum. Ayrıca, sizin gibi sivil toplum tarafında elimden geldiğince yer alıp toplum yararına işlere katkı sağlamaya gayret ediyorum.
- Nesibe Aydın Eğitim Kurumları hakkında neler söylersiniz?
- Mirkan Aydın:Kurumumuz 1984 yılında iki öğretmen tarafından, eğitim yayıncılığı alanında hizmet vermek üzere kuruldu. Kısa zamanda, Türkiye'nin en çok tercih edilen ders kitaplarının üreticisi haline geldi. Ardından, 1998 yılında Nesibe Aydın Dershanesi hizmete başladı ve Türkiye'nin en yüksek ulusal sınav başarılarını elde ederek dikkatleri üzerine çekti.
2004 yılında, rahmetli babamın en büyük hayali olan, sporun, sanatın ve bilimin en üst seviyede yaşanacağı Nesibe Aydın Okulları Gölbaşı kampüsünün inşaat ve planlama çalışmalarını başlattık. Gerçekten büyük zorluklarla, Türkiye'nin en büyük 3. okul kampüsü olan okulumuzu 2008 yılında faaliyete geçirdik. Dershanemiz ve yayınevimiz dolayısıyla, velilerimizin teveccühü ile kısa zaman içerisinde Türkiye'nin en çok tercih edilen okullarından biri haline geldik.
Eğitimden kazandığımızı, eğitime kazandıran bir anlayış içerisinde, eğitim hizmetlerimizi Türkiye'ye yaymayı hedefledik. Halihazırda, 12 farklı ilde 18 eğitim kampüsümüz ile Nesibe Aydın Okulları, başarı odaklı faaliyetlerine devam ediyor. Bunun yanında, sınavlara hazırlıkta önemli bir marka olan Aydın Kurs, 40 şubesi ile birçok şehrimizde faaliyet gösteriyor. Yine eğitim yayıncılığı alanında hizmet veren Aydın Yayınları ve Miray Yayınları, öğrencilerimizin nitelikli kitap ve materyallere erişmesi için önemli işler ortaya koyuyor.
Benim ilgilenmekten en fazla heyecan duyduğum alanlardan birisi ise spor kulübümüz. Binlerce sporcunun yetiştiği, birçoğunun milli takımlara seçildiği kulübümüzün aynı zamanda Süper Lig'de yer alan bir kadın basketbol takımı mevcut.
Süper Lig'in tek okul takımı olarak Galatasaray, Fenerbahçe ve Beşiktaş gibi asırlık kulüplerle rekabet ediyoruz.
- Sizi diğer eğitim kurumlarından ayıran özellikler nelerdir?
- Mirkan Aydın:Sanıyorum iki eğitimci tarafından kurulmamız ve her daim öğretmenlerimizi en değerli varlığımız olarak benimsememiz bizi farklı kılıyor. Birlikte yol yürüdüğümüz, 30 yıl, 25 yıl, 20 yıl Nesibe Aydın kıdemine sahip çok sayıda yöneticimiz ve öğretmenimiz var. Bu kadar uzun süreleri aynı uğurda, birlikte geçirmek öğretmenlerimiz ile bir aile olduğumuzun göstergesi.
Bunun yanında, disiplin ve çalışma odaklı bir kurum kültürümüz var. Sorumlulukları yerine getirmek, daha iyisi için mücadele etmek, sosyal, kültürel, akademik ve sportif anlamda sürekli gelişmek bizim vizyonumuz. Bu doğrultuda, bizler yöneticiler ve öğretmenler olarak en önde koşup öğrencilerimize rol model olmaya çalışıyoruz. Öğrencilerimiz de sağ olsunlar, sorumluluklarını eksiksiz yerine getirerek kendi potansiyellerini üst seviyede kullanıyorlar.
- Türk eğitim sistemi için neler söylersiniz?
- Mirkan Aydın:Ülkemiz doğal kaynaklar bakımından çok zengin değil. Ayrıca bölgemiz siyasi açıdan kaynayan bir kazan gibi. Hemen her tarafımızda savaşlar, göçler, büyük acılar mevcut. Bu nedenle elimizdeki en büyük güç olan beşerî sermayemizi, yani öğrencilerimizi üst seviyede yetiştirmemiz elzem. 20 milyonun üzerinde öğrencimiz, nitelikli bir eğitime sahip olursa ülkemizin geleceği o derecede sağlam olacaktır.
Bunu gerçekleştirmek için öğretmenlerimize yatırım yapmamız şart. Onların refah seviyesinin yükseltilmesi, mesleki açıdan kendilerini geliştirmeleri için yoğun imkanlar sağlanması ve en önemlisi toplum tarafından öğretmenlere itibar gösterilmesi direkt olarak eğitimin kalitesini yükseltecektir.
Diğer yandan, Mevlâna’nın metaforunda olduğu gibi öğrencilerimizi yerelden evrensele ulaşan bir vizyonla yetiştirmemiz gerekiyor. Eğitimi bir pergele benzetecek olursak, pergelin iğne olan ucunu merkeze yani kendi kültürümüze saplamamız gerekli. Bu sayede öğrenci özünü bilecek ve kendini tanıyacak. Pergelin kalem olan ucunu ise en geniş açıda açarak olabilecek en büyük daireyi çizmemiz gerekiyor. Bu dairenin içine evrensel, bilimsel bilgi ve becerileri toplayarak öğrencilerimizi dünya ile rekabet edecek seviyelere çıkartmamız gerekiyor.
- İleride eğitimci olacak gençlere tavsiye ve önerileriniz nelerdir?
- Mirkan Aydın:Eğitim işi şu ana kadar öğretmenlikten ibaret olarak süregeldi. Ancak dijital dönüşüm ile birlikte artık birçok eğitimci öğretmenlik dışında işlerde de kariyer yapabilecek. Örneğin, dijital oyunlar üreten milyar dolarlık firmalar, oyunlarına pedagojik bir format getirmek için yüzlerce eğitimci ile çalışıyorlar.
Çok büyük holdinglerin hizmet içi eğitim departmanlarında eğitim alanında yüksek lisansı ya da doktorası olan uzmanlar görev yapıyor.
Klasik anlamda öğretmen olmanın ise maneviyatı bambaşka… Bizim kültürümüzde olan ve bu dünyadan göçüp gittiğimizde arkamızda öğrenciler, eserler ve evlatlar bırakmanın huzurunu sanıyorum en çok bizim meslek yaşıyor.
- Eğitimde yapay zekâ, eğitimde dijital dönüşüm hakkındaki görüşleriniz nelerdir?
- Mirkan Aydın:Çok hızlı bir dönüşümün içerisindeyiz. Hayatı kolaylaştıran unsurlar olduğu gibi gençlerin doğal gelişimine zarar veren birçok yenilik mevcut. Tabletler, bilgisayar oyunları, sosyal medyanın artık zehir derecesinde çocukların hayatını mahvettiğine şahit oluyoruz. Bunun için zihinsel, ruhsal ve fiziki gelişimi devam eden gençlerimizin ve çocuklarımızın karşısına çıkan teknolojik yeniliklere ihtiyatlı yaklaşmamız gerekiyor.
Ünlü bir düşünür, "yapay zekâ ile baş etmek için daha fazla insan olmayı öğrenmeliyiz" demişti. Ben de bu görüşe katılıyorum. Öğrencilerimiz zaten yapay zekânın ve dijitalleşmenin içinde doğdukları için bundan uzak kalma şansları yok. Okullar da ölçülü bir şekilde müfredatlarında buna yer verecekler. Ancak biz eğitimciler ve aileler olarak, odağımıza onlara daha fazla insan olmayı yani sebat etmeyi, kendimiz kadar başkasını da düşünmeyi, bu gezegenimizi sonraki kuşaklara yaşanır bir şekilde bırakmayı öğretmeliyiz.